KENTİN KISA TARİHÇESİ

Metropolis, İzmir’in Torbalı İlçesinde, Yeniköy ve Özbey mahalleleri arasındaki bir tepe ve yamaçlarında kurulmuş olan İon kentidir. Torbalı Ovasına hâkim, 142 m. rakımlı bu tepe aynı zamanda kentin akropolisi olarak seçilmiştir. Metropolis, çevresindeki prehistorik yerleşimlerle birlikte yaklaşık 5000 yıldır değişmeyen önemli yolların kesişim noktasındadır. Stratejik öneme sahip olan konumu Torbalı Ovası’nın coğrafi yapısıyla doğrudan ilişkilidir. Bozdağlar (Tmolos) ve Aydın Dağları (Messogis) arasındaki Küçük Menderes (Kaystros) Havzasının batı ucunda kurulan kent, ovaya hakim konumu ile verimli tarım arazilerine sahiptir. Bunun yanı sıra, güney komşusu Ephesos ve kuzey komşusu Smyrna gibi iki önemli metropolü birbirine bağlayan ticaret yolunun ortasında bulunur. Metropolis çevresindeki öncü yerleşimler, bölgenin stratejik öneminin tarih öncesi çağlardan itibaren anlaşıldığını göstermektir. Kentin 2 km. güneyinde bulunan Dedecik-Heybelitepe Höyüğü, Geç Neolitik-Erken Kalkolitik Çağ’da kurulmuş, bölgenin en erken yerleşimlerinden birisidir. 7 km. kuzeydeki Bademgediği Tepe yerleşimi (Puranda?) ise Metropolis ile benzer bir stratejik konuma sahiptir. Erken Tunç Çağı’ndan Geç Geometrik Döneme kadar varlığını sürdürmüştür. Metropolis’in düzlüklerini oluşturan bugünkü Torbalı Ovası iki önemli yolun kesişim noktasıdır. Antik çağlardan günümüze kadar önemini koruyan bu anayollar Metropolis’in zengin bir kent hüviyetine kavuşmasına doğrudan etki etmiştir. İlk güzergâh Gediz Vadisi’ni Küçük Menderes Vadisi’ne bağlayan hat oluşturur. İkinci güzergâh ise Kuzey Ege’den Güneye uzanan rotadır. Bu yolların her ikisi de tarih boyunca önemini korumuş ve güvenlikleri için önlemler alınmıştır. Metropolis’in sırtını yasladığı Alaman Dağının (Gallesion) doğu yamacı ve düzlüklerinde birleşen bu iki yol, güneye yani Ephesos’a ilerler. Bölgenin topografik yapısı gereği adeta alternatifi olmayan bu kesişme, Metropolis ve yakın çevresinde gerçekleşir.

Klaudios Ptolemaios, Metropolis’i İonia-Lydia sınırında bir kent olarak tanımlamıştır. Stephanos Byzantinos da bu tanımlamayı destekleyen bir açıklama yapmıştır. Strabon tam olarak kentin hangi bölgede kaldığını belirtmemiş buna karşın Smyrna-Ephesos arasında, Ephesos’a 120 stadion mesafede bir yerleşim olduğundan bahsetmiştir. Öte yandan kent sikkelerinde görülen İonia lejantı Metropolis’in bir İonia kenti olarak tanımlanmasına olanak sağlamaktadır. Metropolis adının “Ana Tanrıça Kenti” anlamına geldiği kabul edilmektedir. Bu görüşe dayanak oluşturan en önemli kanıt Metropolis’in konumudur. Şehir, günümüze Alaman Dağı olarak bilinen antik Gallesion Dağı eteklerinde kurulmuştur. Bu dağ sırası içinde, şehre çok yakın konumda bulunan Uyuzdere Vadisi’nde yer alan iki kült mağarası ve adak buluntuları Ana Tanrıça’ya aittir. Ayrıca kent yazıtlarında görülen “Meter Gallesia” ifadeleri de Meter kültünün şehrin kurulması ve adının ortaya çıkmasındaki rolünü açıklamaktadır. Bölgenin önemi MÖ 7. yüzyılın sonlarından itibaren artmış, Torbalı Ovası’na hâkim tepelere inşa edilen tahkimat yapıları ile Ephesos-Smyrna arasındaki anayolun kontrolünün sağlanması amaçlanmıştır. Metropolis önlerinden geçen bu anayol önemini prehistorik çağlardan günümüze kadar korumuş, bölgenin ekonomik ve kültürel gelişimine büyük etkisi olmuştur.

 

Metropolis’te Erken Tunç Çağı’ndan Orta Çağ’a kadar buluntu tespit etmek mümkündür. Güçlü bir surla çevrili akropolis’i, dönemin modern şehircilik anlayışına uygun olarak MÖ 3. yüzyılda inşa edilmiştir. Akropolis surlarındaki doğu kapı, aşağı kent olarak tanımlanan ve tepenin doğu yamaçlarında planlanan yerleşime açılırken, batıdaki kapı nekropolis alanına ulaşımı sağlamaktadır. Kent, Pergamon Krallığı’nın desteği ile MÖ 2. yüzyılda zenginleşmiştir. Bu refah düzeyini en iyi sergileyen örnekler Tiyatro, Stoa, Bouleuterion, gibi kamusal alanlarda planlanan resmi yapılardır. Anadolu’da Roma hakimiyeti ile her zaman Pergamon ve Roma’nın yanında yer alan şehir, Augustus ve Tiberius zamanında büyümeye devam etmiştir. Batı Anadolu’yu sarsan MS 17 depreminden Metropolis’in de zarar gördüğünü bazı yapılardaki tamirat ve yeni mimari düzenlemelerden anlamak mümkündür. Ayrıca bu tarihten sonra yaralarını sarmaya başlayan şehirde zaman içinde büyüyen nüfusun ihtiyaçlarına göre yeni sivil yerleşim alanları, hamam kompleksleri ve dükkânlar inşa edilmiş, birçok eski yapı onarılmış ve yeniden hizmete açılmıştır. MS 2. yüzyılda Metropolis kutsal alanları, kamu yapıları, sivil konutları, yamaçta kurulu bir kent olmasına rağmen birbirini dik kesen sokak ve caddeleriyle planlı bir şehir hüviyetine sahiptir. Batı Anadolu’da çok sayıda kente katkısı bulunan Antoninus Pius’un zamanında Metropolis’te de büyük bir Hamam ve Palaestra kompleksinin inşa edilmiş olması şehrin ulaştığı refah düzeyinin göstergesidir. MS 3. yüzyıl çok sayıda şiddetli depremin ve Got akınlarının gerçekleştiği bir yüzyıl olarak bölge kentlerini oldukça zorlamıştır. MS 4.-6. yüzyıl arasında kentte mimari anlamda daha küçük bütçeli inşaat faaliyetlerinin sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca mevcut binalarda onarım, yenileme ve fonksiyon değişikliği gibi çalışmaların gerçekleştirildiği görülmektedir. Fakat aynı sürece tarihlenen sikke sayısındaki artış oranı kentteki ekonomik refahın güçlü olduğunu işaret eder. MS 6. yüzyılda Metropolis’in piskoposluk merkezi olduğu bilinmektedir. Araplıtepe Mevkii’nde farklı dönemlerde değişikliklere uğramış Bizans Kilisesi, MS 6. yüzyıldan itibaren piskoposluk kilisesi olarak kullanılmış olmalıdır. Türk Beylikleri’nin Anadolu’da giderek güçlenmeleri Bizanslılar’ın savunma yapılarına önem vermelerini zorunlu kılmıştır. Stratejik konumu bir kez daha gündeme gelen Metropolis’te inşa edilen Bizans Kalesi, Laskarisler Dönemi'nde (1204-1261) yapılmış ya da büyük çapta onarım görmüştür. Osmanlı kaynaklarında, Torbalı yakınında olması gereken Kızılhisar adlı bir kalenin varlığından söz edilir. Metropolis Kalesi bu tarife uygun görünmektedir. Bizans Kalesi Osmanlı Dönemi’nde kısa bir süre daha kullanılmış, yöredeki hakimiyet tamamen Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolüne geçtikten sonra yerleşim ovadaki bugünkü Torbalı’nın bulunduğu bölgeye taşınmış olmalıdır.